O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma
Ne yapsam unutamam yaşadığımızı
Sevgindi sevgilerin en yalansızı
… Ümit Yaşar Oğuzcan
DOSTLAR SENİ UNUTUR MU?
Doldurulmaz yerin senin
Dostlar seni unutur mu?
Hiç sönmezdi nurun senin
Dostlar seni unutur mu?
Tertemiz bir özün vardı
Apaydınlık yüzün vardı
Söylenecek sözün vardı
Dostlar seni unutur mu?
Her gerçeği gören sendin
Aşk sırrına eren sendin
Gönüllere giren sendin
Dostlar seni unutur mu?
Çektin, yazdın ve söyledin
Verdin, almak istemedin
Sadık yarim toprak dedin
Dostlar seni unutur mu?
Hiç kimseyi incitmedin
Kalp kırmadın, kin gütmedin
Dostlarını unutmadın
Dostlar senu unutur mu?
Şiirde sağlam temeldin
İnsanlıkta en güzeldin
Biz bir Ümit, sen Veysel’din
Dostlar seni unutur mu?
Ö.e
Sanat Yönetmeni
ÖYKÜ
|
Sevdiklerine ve onun gibi hatırlanmaktan çok, hatırlamayı tercih edenlere…. |
Özlem’den mailler gelmiş, demek yazmış ama saklamış bunları, şimdi sizlerle paylaşmak isterim;
Muhattab bulamıyorum diye geçiyor hep aklımdan,
Bastırıp bastırıp kendine malzeme çıkarıyorsun herşeyden,
Iste benim malzemelirmde, bastırdıklarımda yazılardan çıkıyor bazen,
Hey allahım dedim çoğu kez güldüm hah dedim işte tam anlatılacak kişi,
Anlayamazsın, çözemezsin çoğu zaman yanan kasetlere kızar dudur anlamsızca,
Döner sonra nutuk verir…
Mustafa abicim, sana onunla ilgili yazdıklarımı göndermek istiyorum
Bu yazının sağına soluna veya baska bi sayfaya eklersen sevinirim.
Bi dahaki mailde ekte göndereceğim…
Seni onun adına da kendi adımada seviyorum.
Ö.e”
“İnsanların bazen at gözlüklerine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Hani günaydın diyip gerisi gelmedigi ve gelmeyeceğini bildiğimiz zamanlar için.
Birde yanında kulak tıpası hediye edilenlerden.
Yolculuk göz bantları gibi hani şu uçaklarda verilen,
Belki birde boynuna şu anda burda değilim tabelasıda asılabilir.
Olmak zorunda olunan yerler için.
Bedenime sahip olabilirsiniz ama ruhuma asla gibi…
Telesekretere not bırakılan cep telefonlarından sahip olmak,
Şu an Varlığımla olmak zorundayım ama size cevap vermiyorum repliğinin döndüğü…
Bazen sessiz kalmalı hayatta,
At gözlüklerini takıp,
kulaklarımızı kapatıp.
Içimizdeki o yabancı birini yakalamak için.
Herhangi bir yerde yalnızken, kendinden baska sesin çıkmayacağından emin olduğun bi yerde
Bi ses duyupta, nefes bile almazya insan, gelecek sesi duymak için,
Köşeye siner ve gözlerini bi noktaya dikip bi karıncayı bile duyacak kadar dikkat kesilir.
Işte öyle…
Sessizliğimde, içimdeki, bir sesi duymak için.
Bugün senden bir ses duyasım var içimde.
Bugün sensizliğin üstesinden gelemeyesim var.
Bugün gözlerimi kapatıp, dinleyesim var.
Her sessizliğin içindeki tıkırtıyı sen sanasım var.
Bugün özlemimden çok kırğınlığım var.
Herkese, herşeye…
6 Mayıs 2008-Ö. Ş”
“Bugün sabahın güneşi, ne kadar giriyorsa gözüme..
Bu sabahkinden yine hiç bi farkı yoktu…
Keder, kader..ne varsa şu hayatta hepsi hala aynı belkide.
Bizim için…benim için…
Ya senin bir tek gülümsene bakıyorsa yaşam,
Ya senin bir göz yaşınla kararıyorsa hayat!
Ya yarın
Daha faza güneş,
Daha yakıcı bir nefes
Daha fazla hüzün buluverirse seni.
BUGÜNE TEKRAR DÖNÜP Bİ BAK
BUGÜN YANINDAKİ HERKESE BİR DAHA BAK..
Ve ben
Bugün 7 şubat 2008
34 sene öncesine geri dönüp baktığımda
Tüm kalbimle sana
Iyiki doğdun diyorum.
Seni içinde yaşatan,
Unutmayan,
Unutupta hatırlayan herkese.
KARDEŞİN, özlem….
( Seni çok özledim )-Ö. Ş”
“Uykunun belki en güzel yerinde kulağıma fısıldayan huzur dolu minik bir sesle uyandım.
Gözlerimi açmadan, içime öyle bi huzur doldu ki…
Gülümsedim.
“efendim?”
Kuzu bir şekilde uyanmış, aklından kimbilir neler geçerek
sonunda dayanamamış ve benim yanıma sokulmuştu.
“anne , hani babam bana söz vermişti, bu gece benimle yatacaktı?”
Gözleri kocaman kocaman bana bakıyordu, sanki hiç uyumamış,
Saat sabahın 5’i değildi.
Onu o derin uykusundan uyandırıp yanıma getiren güç, banada
Hadi bakalım dedi ve kalktım.
Babasına gittim dürttüm…
Aynı kocaman gözlerle ona bakarak “hani??” dedim…
O güç babamıza gelmedi!
Sürünerek, kızınıda alıp gitti.
içim içimdenden çıkacak gibi titredi.
Bu huzurlu ortamdan çekilmeye karar verip,
hafif aydınlanmakta olan bahçeyi duydum.
Hani, bir anda kuş sesleri birden bire ötmeye başladığı, havanın tam aydınlanmakta
olduğu zamanı yakalamıştım.
Mutfak penceresinden dışarı izlerken,
Bi anda bişey oldu o hava içime doldu,
Mutluluk ve huzur dedim
Bu manzaranın bana hatırlattığı bişey vardı…
Unuttuğum fakat, asla da içimden çıkaramadığım bi duygumu hatırlattı.
En muhteşem zamanı, yılda birkez gelirdi o zamanlar herkesin başına.
Babam sabah henüz kuşlar ötmeden biraz önce uyandırır,
“hadi bakalım yola çıkıyoruz….
Evet tatile gitme sabahı bu,
Yataktan fırlar şortumu giyer, ama üzerime mutlaka kalın bişe alır
(afyon buz gibi olur diye) babamın afyona kadar uykuma devam etmem için,
hazırladığı arka koltuktaki yerimi alırdım.
Sabahın bu zamanı, çoktandır unuttuğum bu duygumu hatırlatmıştı bana.
O kuş sesleri meğer ne kadarda mutlu edermiş beni.
……….
acele acele toparlanan annemle babamı, annemin omuzunda hırkası,
babamın elinde çay bardağı piknik sepetine koyduğu kaşık-çatal seslerini…
Afyona gelmeden açıkanlar için salatalık-domates sandöviç, peçete içindeki tuz…
Elbezi ve bardak.
Yazmamın sebebine geliyorum.
Daha çok yeni anne ve babalara;
Unutmayın ki, sizin için olağan herhangi bir gün, illeride çocuğunuz ,30 yaşına gelse bile, gözlerini dolduracak
Bir anı beynine yazdığınızı.
Onlara yaşattığımız her an; ileride hafızasından asla silinmeyecek bir mutluluk veya öfke miras bırakıyoruz.
Tıpkı kuş sesleri gibi, tıpkı benim babamın çay bardağı gibi…
Tek mirasım anılarım. Aileme teşekkürler!
Sizede Iyi sabahlar-Ö.e”
Bigün eğer 7 şubat günü uzaklara dalarda, keske tanısaydım diye düsünürsen meleğim;
sana anlatmayı denerim.
aradan kaç yıl geçmis olur kimbilir, ve şimdiki gibi bağırmaya gücüm yeter mi acaba..
onun seni “doğduğunu görseydi” dünyalara değismeyeceğini,
Sana her baktığında sebepsiz gülmeye başlayacağını..
sana neler neler alacağını….
sana hayranlık dolu bakacağına,
ve gerçekten seni her ne olursa olsun görmek tanımak istiyeceğini…
ve canım kızım benim sen dayının hep bizimle birlikte yaşadığını ve
yaşayacağını bileceksin.
Ve bugün canım kızım,
hiç konuşmadan herkesin beni anlamasını istediğim
birgün.
Sanki içimde tamda migdemin oralarda bi yerde
yuttuğum bi yumru var sürekli büyüp büyüp küçülen,
içime korkuyla çektiğim havanın yetmediğini nefessiz kaldığımı
hissediyorum,
Karlı çatılar, sessiz ve karanlık bir gün,
bugünün içinde ne yorum ne bi yasanmıslık var…
sessizlik o kadar islemis ki içime, bir kalem düsse, canımı acıtacak kadar
ses çıkaracak..Simdi kime sesleneceğimi bilmeden sağa sola
çaresizce bos ama bi o kadarda dolu bakmaya devam edeceğim.
tanımanı o kadar isterdim ki…
Senin bir kardesin olacak mı henüz bilmiyorum ama seni bu duygudan mahrum etmek istemiyorum.
insallah bizim ki gibi ama çok daha uzun süren bi kardesin olur. Ve sana kerdesliğin ne kadar önemli
bir duygu olduğunu en iyi sekilde öğretebilirim.
Sahip olduğun herseyin, her anın, herkesin değerini bilmen dileğiyle…
sana hayat boyu arkadaşlık edebilmem dileğiyle…
sana ve sahip olduğum herseye….
seni çok seviyorum meleğim…
beni sevginden hiç mahrum etmemen dileğiyle…
yaşam sebebim. yaşam suyum.herşeyim DERİN’im.
Bugün gökyüzünde, gizli bir ısık var,
Bugün içinde bir bilsen neler var…
7 Şubat 2006-Ö.e”
Gözlerinizi kapatın.
Yaşadığımız hayatı, yanımızdan bir hortum gibi geçip giden.
Şimdi sevdiğiniz biri arayın.
Sadece onu sevdiğinizi söylemek için.
Hortum tam da arkanda olabileceği için.
Belki tanıdığınız belkide hiç tanımadığınz biri için.
Şimdi ben 7 ye kadar sayıcam. Bi durun.
Bugün tam 33 sene önce bugün.
Ve tam 7 sene öncesine kadar….
Kafam önde gözlerim kapalı, suskunum.
Hayata bugün yeniden baslasan.
Sevdiğin biri arasan. Kalkıp birine sarılsan.
Tek eksiğim aramak istediğim!
Şimdi o yok ya yanım da,
Birinize sesleniyorum, hissedebiliyor musunuz?
Bulduğunuza sarılın diyorum.
Hani birazdan veda edecekmisin gibi.
Bugün. Doğum günü.
Hani o çok üzenin.
Hani çekip te gidenin.
Hani bi zaman bi yerde adını söylemediğimin.
Hani benim gibi biraz..
Hani senin gibi biraz…
Hani durup düsündüğünüzde,
Ilk akla gülümseten bi hikayesi gelecek kişinin.
Doğduğun gün!ne denir ki…
Kutlu olsun, hepimize.
Cenkay Ereker.
Dostum.arkadasım.
en büyük düşmanım.
En büyük sırlarım.
En çok acıtanım.
dostlarını unutmadım!
“
ve hep birlikte susacağız.
konuşmayalım hiçbir dilde,
bir saniye duralım,
sallamayalım kollarımızı bu kadar.
ne mis kokan bir an olurdu,
birlikte hepimiz
apansız bir gariplikte.
balıkçılar soğuk denizde
tuz toplayan adam
bakardı yaralı ellerine
Yeşil savaşlar hazırlayanlar,
gazlı savaşlar, ateşli savaşlar,
yaşayanı kalmayan zaferler,
temiz giysiler giyerlerdi
yürüyüp kardeşleriyle
gölgede, bir şey yapmadan.
İstediğim karıştırılmasın
kesin eylemsizlikle:
ne yaparsa odur yaşam
bir işim yok benim ölümle.
Götürebilmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık,
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,
belki dev bir sessizlik
yarıda kesebilirdi kederini
kendimizi hiç anlamayışımızın,
kendimizi ölümle korkutmanın,
belki de toprak öğretecek bize
ölü görünen her şeyin
aslında canlı olduğunu.
Şimdi on ikiye kadar sayacağım
sessiz olun, ben gideceğim.
Pablo Neruda”
Çok insan sevdim gerekli, gereksiz…
Çok da değer verdim. Hala da seviyorum.
Az nefret ettim ama tam nefret ettim, hala da ediyorum.
Pek kin duymadım. Duydumsamda çoktan dışa vurmuşumdur.
Çokkk kavgalar ettim…çoook!hala da ediyorum
Çok da bıktırdım, biliyorum.
Hepinizi şöyle tek tek aklımın ucundan geçirdim. Kimler gelldiii kimler.
Ne çok sevmişim, değer vermişim, ne çok öğrenmişim, eğlenmişim,
Ne de çok ağlamışım, oysa duygusalmışım dedim içimden.
Öyle sert sandığım ben!!
İçimde ki kaleyi yıkmamak için barikatlar kurmuşum. Kapının arkasında oturup hüzünlenmişim.
Kızmışım. hiç belli etmeden bir çoğunuza küsmüşüm.
Hayatımın en önemli dakikalarını,
Ailemi paylaşmışım, yazmışım anlatmışım…
Hep farklı olanı sevmişim, tercih etmişim…
Yaşamakan zevk aldığımı.
21 Nisan’da doğmuşum, bi Perşembe günü akşam beş gibi.
Almanya’nın herhangi bi kasabasında…annem beni doğurmaya
Tek başına arabasıyla gitmiş, Suda doğmuşum. Babam çok sevinmiş.
Tam 3 sene emzirmiş annem beni, zorla bırakmışım. Pek asi, pek inatçı pek dik başlıymışım.
Hiç değişmemişim. “biraz bizden farklı” olmuşum.
İlle ben de yaratıcam diye tutturmuşum, “yaratıcı!!” olmuşum.
Şimdi 32 olmuşum. Tam da 99’da büyümüşüm.
Ve durulmuşum.
Ve özlem olmuşum.
VE içim o gün bu gündür özlemle dolmuş.
Seni çok özlemişim.
Sayın Cenkay Ereker, sayın diyorum çünkü sana büyük saygı duyuyorum.
Bu Doğum günümü sana adıyorum.
Armağan olsun!
(bu maili aldığınıza göre gece tam da 12’de aklımdan geçenlerden birisiniz,
Dün saat 12’de bu armağanı hep birlikte verdik)
Hepinize teşekkür ediyorum,
Ö.e






















