Duduzar’dan Bayburt kalesine (Bemsibeyrek)
Güzel bir asfalt yolla üç kilometre sonra ulaşıyoruz Beybörek’in eski adı Duduzar olan Erenli köyündeki türbesine. Dede Korkut hikayelerinde de geçen önemli şahsiyet ve komutandır Bamsi beyrek veya Beyböyrek. Duduzar da türbenin bulunduğu köy olduğundan bu türbeye, hem ziyaret ve hem de Duduzar da deniyor. Çocukluğumda dedemle Bayburt’a gittiğimizde dedem beni bu türbeye götürmek istemişti ama ben gitmemiştim. O dönemlerde yolu olsa bile araç yoktu. Gerekçem neydi şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama dedemle gitmemiş olmayı, şimdi kendime kızarak daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü bu tür yerlerle ilgili bilgileri her ne kadar biz günümüzde alabiliyor olsak ta o günlerde, büyüklerimizin bu türbeye atfettiği önemi kavramak içinde önemliydi.
Bize “Türbe” dendiğinde hemen aklımıza “Önemli Mezar” olduğu geliyor ama o mezarda kim var, oraya kadar pek inmiyor ve geçiştiriyoruz. İlk olarak Samsun’un Terme İlçesi’nde görmüştüm, uzunluğu ile dikkatimi çekmiş bir mezar vardı. Halam, “eski zaman insanları uzun boyluymuş”la bana açıklamıştı 4-5 metre uzunluktaki mezarı.( Cüneyd-i Bagdadi Türbesi; Terme ilçe merkezinin 10 km. güneyindeki Dibekli köyündedir. Halk arasinda, Bagdat’ta yasamis olan Cüneyd-i Bagdadi’nin Türbesi olduğu inanci yaygindir. Fakat bir baska görüse göre de: türbede kubatogullanndan Cüneyt Bey adli bir komutan yatmaktadir. Bu komutan Mogol istilalari sirasinda Canik (Samsun) Beyligini Timur ordularina karsi savunmus bir kahraman ve sehittir. )
Şimdi o Bayburt’taki Beyböyrek’e ait olan Duduzar’daki Türbede 4 metre uzunluğunda bir mezar. Annem, dedemin babası Aliefendi’nin bu Türbeye çok özel önem verdiğini ve bu yüzden de dedemin her Bayburt ziyaretinde mutlaka Duduzar’a çıktığını söylüyor.
Lise müdürü ağabeyimse meğer dedemle benden daha iyi arkadaşmış, o da o günleri şöyle anlatıyor;
“Biz dedemle çıkardık oraya, o hızlı giderdi ben arkasından koştururdum ama gene de geride kalırdım.bacaklarım küçüktü. ‘gitmeyelim, yeter’ derdim ben ama O, ‘olmaz’der giderdi. Bende yalnız kalmamak için mecbur giderdim peşinden.2-3 kere gitmişizdir böyle. Bana ne anlattıkları kalmadı aklımda, zaten burnumdan solurdum, ben de sormazdım neden geldiğimizi. Hem işin sonunda döner vardı tabi. Biz dedemle çok iyi arkadaştık. Çoruh lokantası vardı, yarısı Çoruh nehrinin üstünde, ben kuru fasulye yemek isterdim bazen ama o bana ‘oo evde yiyeceğin şeylerle harcama zevkini’ derdi. Dedemin felsefesi öyleydi, iyi yönleri çoktu rahmetlinin”
Belki şatafatlı bir özelliği yok Türbenin çok sade bir görünümü var. Bayburt taşı ile şimdi Türbeyi çevreleyen bir bahçe oluşturuluyor. Türbeye girilince Yasin veya üç ihlas ve bir Fatiha okunması adettendir. Annem, Yasin okunmasından yana tabi. O tür yerlerde en uzun olan dua en makbul olandır anlayışı vardır. Yeğenlerimizle birlikteyiz ve onlar için Türbe anlamı, tıpkı benim çocukluğumdaki gibi sanırım. Onlar işin oyun tarafındalardı ve mezar adabına pek de itibar etmiyorlardı. Hem yüksek sesle konuşuyor ve hem de abi-kardeş gülüşüp eğlenebiliyorlardı biz Fatiha okurken.
Bedirhan olan küçük yeğenim, “illa da kale” diyordu. Nitekim, biz türbeden çıkınca O , “ben Bayburt kalesini çok seviyorum” diyerek ön açtı zaten.. Böylece bizim de Bayburt’taki rotamızı belirlemiş oldu. Onu kıramazdık. Annem, hani bazıları vardır, yaşlıdır ve bir yerlere gitmek istemezler ve bahane uydurup, gidilecek yerlerden geri kalırlar. Annem o tarz insanlardan değil işte, ona Karadeniz bölgesinin en yüksek dağını söyleyin mesela, “hadi anne Kaçkar dağına” o size “gelmem” demez, kesinlikle o çocuklar yanında olduktan sonra da onlar gibi enerjik olabiliyor ve hiçbir ağrısı, sızısı veya yorgunluk belirtisi bile göstermeden gezebiliyor. Çok zamanımızı almıyor Bayburt kalesine çıkmak. Bayburt kalesi, Bayburt’u size kuşbakışı seyrettirebiliyor.
Bayburt kalesi girişinde Bayburt manzaralı piknikçilere rastlıyoruz. Belli ki bunlar, semaverleriyle sergileriyle bu manzaralı yerin müdavimleri. Önceleri girişi ve kapıları harabeye dönmüştü Bayburt kalesinin ama şimdi, her ne kadar bazı bölümleri sırıtsa da restore edilmiş olmasıyla bir “eser” niteliğine bürünmüş haliyle cezp ediyor. Normalde ülkemiz sınırlarını aşıp, Gürcistan’ın Acaristan özerk bölgesi başkenti Batum’dan denize dökülen Çoruh nehri, Bayburt’un kalesi gibi adeta bir simgesi. Koskoca nehir, Bayburt’u iki yakalı hale getiriyor ama köprüler, her iki yakayı birbirine bağlıyor zaten. Kaleden Bayburt’a baktığınızdaki manzara, belki İstanbul boğazını, Gülhane parkındaki Saray Burnundan seyretmeye benziyor. Düşünsenize semaverinizle orada piknikçilerin yerinde olup, o manzarada çay içmenin keyfine varmak ne demek?
Kaleden bir yandan Bayburt’un şehir merkezini bir yandan da Çaykara yolunda oluşan yenişehri ve kaleardını görebiliyorsunuz. Şehit Osman tepesi, hem ziyaretlerin ve hem de çocuklar için ayrı bir eğlence yeri. Bayburt’ta merkeze sıkışmış yoğunluktan çıkmış ve bir modern kent haline hızla bir dönüşüm yaşıyor. Bir yandan TOKİ tarafından yaptırılan konutlarla bir yandan Bayburt’u çevreleyen tepelere kurulan yazlık villalarla şehrin çehresi de değişiyor.Kalede biraz gezindiken sonra Veyselefendi mahallesine geçiyoruz. Arif aganın evi orada çünkü. Oğlu 30 yaşlarındaki Yücel’in 4 çocuğu var. Büyük olanının adı Binnure ama diğerlerinin adlarını soruyorum yanımda oturan Yücel’e. Yücel, sessizce işaret parmağıyla babasını gösteriyor ve başkada bir ses çıkarmıyor. Hemen karşımızda da babası var Yücel’in. Israrla soruyorum ama beklediğim yerden bir cevap gelmiyor, kendimce “hatamı yaptım” diye düşünüyorum. Sonra Yücel’in işi çıkıyor ve o evden ayrılıyor, bu kez babası Arif Aga, “soruyu yanlış yere sordun” diye lafa giriyor.
“Neden?” diyorum, “niye olacak, o benim yanımda kendi çocuklarının adını söyleyebilur mi? Sen onu bana soracaktın, benim yanımda o hiç konuşmaz” diyince anladım. “sen neden izin vermiyorsun konuşmasına” diyorum ama “ben ona sus, konuşma dememişim ki, o kendi konuşmaz.” diyerek, o yöredeki kültürü, örf ve ananeleri, gelenek ve görenekleri ima etmiş oluyor. O sırada yanımızda olan Yücel’in annesi de söze giriyor ve eşini destekler nitelikte , “mustabey, 12 yıldır evlidir Yücel, bilir misin eşine bir defa olsun ‘bana bir su ver’ dediğini duymamışımdır. O benden ister, anne yemek, anne su der ben yönlendiririm” diyor. Anlıyorum, daha fazla irdelemiyorum, çocuklara dedeleri ile bir fotoğraf çekiyorum ardından da onların “misafir odası” adını verdikleri, misafirden başkalarına açık olmayan odaya geçiyoruz. Orada evin reisi Arif amca ile eşine, uzun ısrarlardan sonra ilk kez birlikte fotoğraf çekebiliyoruz (Bu fotoğraf için ben dışarı çıkıyorum, bu pozu oğluma çektiriyorum) Tabi odada başka kimse yokken ben dahi.

Rahmetlik dedemle Bayburt’a geldiğimiz de Ulucami’nin hemen önündeki lokantanın cadde üzerindeki önünde odun ateşinde döner yaparlardı. Dedem, namaza girip çıktıktan sonra orada döner ısmarlardı, lavaş ekmeği ile, Onu anımsadım. Bayburt’ta Doğalgaz nedeniyle caddeler de çalışmalar var ve trafik oldukça karışık bir akış içinde. Zaten ufak bir il Bayburt ve bir tek ana cadde üzerinde yoğunlukla konumlanmış, ama gezmeye bir gün yetmiyor. Yeni oluşturulmaktaki aslandağ’a gidemiyoruz, şehir içinde caddeler trafiğe kapalı ama biz Bayburt saat kulesini zaten biliyoruz. Bayburt’un mağaralarını, yer altı şehirlerini yazmakla bitiremeyiz. Aydıntepe’deki yer altı şehri başlı başına bir yazı konusu zaten. Ama Bayburt, her ne kadar nufusunun çoğu gurbetlerde olsa da, gurbetteki insanlarının gönlündeki altın tahttır.
Sözün burasında Bayburtlunun biri yeni bir iş kurmak istiyor ve arayış içindeyken Trabzon’a gidiyor ve “kendin pişir kendin ye” diye tabir edilen mangal tarzı bir işyeri görüyor. Kendince bu işi İstanbul’da yapmaya karar veriyor. “sermaye istemez, bir mangal bir tabela, bu güzel iş” tamam diyor. İstanbul’da yer buluyor, mangalı da yaptırıyor ama Trabzon’da gördüğü o tabelada ne yazdığını bir türlü hatırlamıyor. Tabelacıya siparişi kendince veriyor ve dükkanına asıyor. Asılan tabelada “kendin pişir kendin ye” yerine , “sen seen bişür, sen seeen ye” yazıyor.
Çoruh nehri, Bayburt’tan doğuyor ama Bayburt kalesi gibi Türkülerde meşhur değil. İşte Bayburt kalesi, tarihinin derinliklerini günümüze getirirken, Turizm alanında Kültür Turizmi, Kış Turizmi,Yayla Turizmi, Akarsu Turizmi (Kano-Rafting),Dağ ve Doğa Yürüyüşü, Mağara Turizmi, Kamp ve Karavan Turizmi, Sportif Olta Balıkçılığı, Kuş Gözetleme ,Bitki İncelemesi yapılabiliyor. Kültür varlıklarını benim burada yazmam elbette mümkün değil. Hem resmi bilgiler, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın web sitesinde de var var ama hiçbir bilgi, kişinin kendi gözleri ile gördükleri ve gözlemleri ile elde ettiği bilgi kadar sağlam olmuyor. Bende resmi bilgilere bakıyorum ama mesela yemek kültüründe bile Bayburt’un yemek listesinin binde birine bile yer verilmemiş. Gavut, ziron , Gendime yok mesela.umarım onları da Bayburt üniversitesi halleder.(yazı ve fotoğraflar: M. Kemal AYÇİÇEK-Bayburt)
Araklı’da Pazarcık Tilkibeli şenlendi
M. Kemal AYÇİÇEK – 2 Ağustos 2009
www.karadenizolay.com (özel)- Telefonda , “geliyormusun yarın Tilkibeli’ne” denince varlığını nerdeyse unuttuğum o şelalesi ve yol hikayeleri ile ünlü Pazarcık Turizm merkezine gitmem gerektiğine hiç beklemeden karar verdim ne demek, tabiki” dedim. Hem zaten bölgemizde topu topu Devletin ilan ettiği yirmi iki Turizm merkezi’nden biri de Araklı Pazarcık Milli parkıydı. Ama şenliklere adını veren pamuğun gölünün de üzerinde bulunduğu Tilkibeli şelalesi idi. Orasının bir oksijen geçidi, tabii bir flora olduğunu dedemden duymuşumdur.

http://www.karadenizolay.com/resimler/trabzon/pazarcik_tilkibelisenligi/pazarcik_tilkibelisenligi1%20.jpg
Sabah erken kalkıp, birlikte gideceğimiz şükür, Enver, Mustafa, Hüseyin ve Ayşegül ile buluşuyoruz. Karadenizde geleneksel olmuştur, “kendin pişir kendin ye” tarzı, bu nedenle büyükçe bir mangalı da araca koyuyoruz. Artık, ne yenecekse onlar, yayladan veya yolda bilinen yerlerden temin edilecek. Aslında 1991 yılında Turizm Merkezi ilan edildiği halde bugüne kadar hiçbir etkinliğin yapılamadığı TRABZON ARAKLI PAZARCIK YAYLASI Turizm Merkezi, ilk kez 2 Ağustos’taki şenlikle resmen açılmış oluyor. Yol boyunca restladığımız araçlar, tıklık tıklım dolu ve şenlik yolundalar. Aynı gün, Balander Yaylası şenlikleri de varmış o güzergahta, ayrıca Santa ‘da da şenlikler var, anlayacağınız, şenliklerden birinden diğerine de gitmek mümkün. Ama aynı gün , bir alternatif şenlik olarak da bilinen icazet törenleri de var, o gün Taşönü köyündeki kuran kursun da (Pirgi)’de varmış mesela.
Şenlik alanında onca insanı doyuracak ne restoran ne de bir tesisin Tilkibeli’ndeki Turizm Merkezi’nde olmadığını biliyoruz. Evet bir ara güya devlet, turizm merkezidir diye orada bir tesis yapmış, ufakda olsa vatandaşların oturup, kumanyasını yiyebileceği masaları olan kapalı oturma yerleride yapmış ama kışın kar yağıpta, yalçın kayalar arasından çığ gelince almış götürmüş tüm yapılanları ve tabi o da moral bozmuş çevrede. Turizm merkezi ilan etmekle bitmiyor ki herşey, gelen insanların rahatça konaklayabileceği tesislerin oluşması da zaman alıyor ister istemez. Zaten henüz bitmemiş daha çevre düzenlemeleri inşaat halinde olsa da Araklı Pazarcık turizm Merkezi’nin Tilkibeli şenlikleri ile hizmete giriyor olması bir büyük heyecan oluşturmuş karadere vadisinde..
Hani bir deyim vardır ya “duyan gelmiş” diye, sadece yöre insanı değil, tatil için bölgeye gelen gurbetçilerden tutun, fındıkayı öncesi son kez yaylalardan nasiplenmek isteyenlere varıncaya kadar her yer araçlarla dolu. Zaten, Çatak’taki hava, o görüntünün haberini veriyordu. Toroslu’da Çatak Hes’in elektrik üretim ünitelerinin montajlaması yapılıyor, bu Hes inşaatları ve yol yapım çalışmaları devam ettiği için yer yer yollardan şikayet edilebiliyor belki ama Araklı- Dağbaşı-Uğrak- Bayburt karayolu güzergahı üzerindeki şenlik yerine henüz varmış değiliz. Yol boyunca iki alabalık üretim çiftliği geçiyoruz. Yaylalarda et yerine balık yemek isteyenler, buralardan canlı alabalığını alıp, yoluna devam ediyor.
Karadere vadisi aynı zamanda tarihi İpekyolu güzergahında olduğu için anlatılarını dinlediğimiz Hz. Ali’nin atının ayak izlerinin bulunduğu Ejderha’nın gölünü, ardından geçmiş yıllarda özellikle yaylalara ulaşımın şimdiki gibi olmadığı, yolların yaya olarak gidildiği yıllarda binlerce ailenin sığınağı olmuş Hıdırlez mağarasını, az yukardaki yine Hz.Ali’nin mührü olarak bilinen kayayı geçip, cevizin suyunda ilk soluğu alıyoruz. Buz gibi yayla suyu ile ilk karşılaşma burada oluyor. Ardından artık o eski güzergahtan değil de yeni yol çalışması nedeniyle bir büyük virajla çıkılan Tilkibeli’ndeyiz. Dokuz gölcüğün bulunduğu Tilkibeli şelalesi’ndeki en büyük gölcük, eskiden yine anlatılarda olan bir dramdan adını alan Pamukgölü’dür. Anlatılana göre, yayla yolculuğuna çıkan Pamuk adındaki yeni gelinin, atılan bir iftira yüzünden kayınpederi tarafından tamda pamukgölü üzerindeki ahşap ve dar köprüden geçerlerken itilerek suya atılmasıyla bu gölcüğün adına “pamukgölü” denmiştir.
İşte o hikaye yüzünden Tilkibeli, hafızalarda hep korku ve ürpertinin yeri olarak bilinirdi. Korkunç şelale suyu üzerinde ne kadar köprü yapıldıysada bunları barındırmadı. O korkunç geçit, şimdilerde epeyce aşağıdan karaderenin karşısına geçilerek aşılmış oldu. Tilkibeli şelalesi ise şimdilerde hem iyi bir manzara olmuş, hatıra fotoğrafı çekilmek isteyenlere bir güzel arka fon oluşturuyor.
Tilkibelini üstüne atıyoruz ki, şenlik nedeniyle alınan güvenlik önlemlerinin ilk işareti olarak jandarma ile karşılaşıyoruz. İlk şenlik olması açısından güvenlik önlemlerinin sıkı oluşunu anlayabiliyoruz. Çünkü, burası yani Araklı Pazarcık Milli parkı, yalçın kayalıklar arasındaki bir vadi ve bu vadidede de eskiden beri Tilkibeli kazasız belasız atlatıldı ve üste çıkıldıysa burada silah atmak ta bir gelenek olmuştu. Bırak o eski geleneği günümüzde de orası, silahı olanların tabanca seslerini kendilerinin test ettiği yerdir aynı zamanda. Öylesine bir eko sistemi varki, bir ses karşı kayalıklarda yankılanıyor, zaten şenlik boyunca da o devasa müzik aletlerinden çıkan sesi, siz şenlikte değilde farklı bir bölgede de olsanız size yansıtıyor. Bir yandan çam ağaçları bir yandan yalçın kayalar, sanki bir doğal klimanın içindesiniz. Silahla mermi yakmayı çok seven birine soruyorum, “kaç şarjör boşalttın” diye ama bir mimik hareketi ve gülümsemeyle, “her taraf candarma kaynıyor, bir jarjör bile atamamışum, ne boşaltması” diye yakınıyor. Üzülsem mi acaba diye içimden geçiyor ama hayır üzülmüyorum. Meğer, sadece onlar hoşnut olmamış bu şenliklerden!
Trabzon Belediyesi, protokol trübünlerini göndermiş Pazarcık Tilkibeli Turzim merkezi Şenliklerine ama o platform, orada çok fazla işe yaramıyor. Yayla şenliğinde protokol mu olur, kemençe çalınca horona girmekte nazmı olur, orada protokol mu kalır. Öyle de oldu zaten kalmadı, ilçe kaymakamı, belediye başkanı ve garnizon komutanı, orada şenliğe katılan binlerce insana “yanınızdayız” mesajını verdikten sonra zaten onlarda sivilleri çekti, karıştılar o ortamın havasına. Sabahtan başlayan horonda yaşlı, genç yediden yetmişe herkes bir yandan yöresel sanatçıların parçalarını dinlerken bir yandan da oldukları yerde de olsa horon tepti, eğlendiler.
Ha bu şenliği, şöyle kıravatıyla kenardan köşeden izleyenler de yokmuydu vardı elbette , yaşlı neneler veya dedeler veya horona uzak kişiler, çimenler üzerine serilerek izledi etkinlikleri. Doğal bir flora olan Pazarcık Tilkibeli turizm merkezi, karaderenin tam ortasından geçtiği, az yukardaki Çatak HES’in su tutma bentlerinin bulunduğu, ve hemen Pazarcık yaylasının altında bulunuyor. Pazarcık Turizm Merkezi’nin işletmesi, o arazide daha önce yaylaevi olan Kemal ve Yusuf Soytürk’e on yıllığına verilmiş. Şimdilik konaklama olmuyor ama mükemmel bir çadır kampı olarak gelişebilecek bir alan burası. Bir yanda şenlikler olurken, hemen karşı yamaçta bir yığın çocuk, Yavuz Karataş ve Ufuk Demir gibi harıl harıl yayla çayı topluyor ve bunların satışını yapıyor. Şenlik nedeniyle elbette bir panayır havasını andıran seyyar bakkallardan, köftecilere, mangalcılardan, oyuncakçılara, közde mısırdan, pamuk şekercilere kadar bir çok satıcıda bu kalabalıktan yararlanmış oldu.
Şenlik yerinden uzaklaşıyoruz,mangal yapmak için, tabi geri dönmek üzere. biraz yukarıda Pazarcık hanları var, yer yer küçük tesisler var ama o kalabalıktan bunalmış işletme sahipleri, yorgun ve bezgin gibi bir haldeler. İyiki biz mangal için erzağımızı Çatak’tan almıştık. Bir çay içmek için bile nerdeyse kuyrukta beklerken, hele bir de et yemeğe kalktığınızda bir süre bekliyorsunuz. Kasap denmez belki tam olarak ama kendin pişir kendin ye işletmelerinin sahiplerinin tahmin edemedikleri kalabalığı ve yeterince hazırlık yapamadıklarını, o kalabalıkta koyun kesmelerinden anlayabiliyoruz. Bahçecik’te bir sessizlik var, oradan Gezge’ye geçiyoruz. Gezge, Gümüşhane’nin bir beldesi, o evleri görünce yıllar öncesi ta çocukluğuma geri dönüyorum. Bir tek kamyon ve üzerindeki yayla göçü ile belki 6 aile bir arada, yayla yolculuğumuzda karanlığa kalmış ve orada bir köç indirmiştik. Hayal mayal hatırlıyorum Gezge’yi tabi..Gezge’nin az ilerisinde mangalımızı yapıp, dönüyoruz tekrar şenlik alanına..
Gün batımına doğru Pazarcık Turizm Merkezinde şenlik bitmiş artık. Bu kez kalabalıkta gezemediğimiz Turizm Merkezi Milli parkında gezinme fıratı buluyoruz. O Tilkibeli’nin tam üzerindekı uçurumlar için önlem olmak üzere çitleme çalışmasının yapılacağını sıra sıra açılmış hendeklerden anlıyoruz. Alan oldukça geniş tabi. Biraz da top koşturduktan sonra bir gün çadırları alıp, burada konaklama düşüyle ayrılıyoruz Pazarcık Tilkibeli Milli Parkı’ndan. Ama tüm ayrılanların dilinde bir memnuniyet ifadesi ve mutluluk var. Bundan böyle her 2 Agustos’ta, ya da fındık ayına girilmeden önceki Pazar günü, Pazarcık Tilkibeli yayla şenlikleri geleneksel olarak sürdürülecek.
Belki merak edenleriniz vardır diye,Bakanlar Kurulunca Bölgemizde Turizm merkezi ilan edilen yerlerin listesini ilan edildikleri tarihle bende vermek isterim;
1- Giresun Bektaş yaylası Turizm Merkezi(1990-yayla-kış)
2- Trabzon Akçaabat Karadağ Turizm Merkezi (1990- yayla)
3- Trabzon Tonya Armutlu, Gümüşhane Kürtün Erikbeli (1990 – yayla)
4- Artvin Kaçkar Turizm merkezi (1991-yayla)
5- Artvin Kafkasör Turizm Merkezi ( 1991 – yayla)
6- Giresun Kümbet yaylası Turizm merkezi ( 1991 – yayla)
7- Giresun Yavuzkemal yaylası Turizm Merkezi (1991- yayla)
8- Gümüşhane Zigana Turizm Merkezi (1991- yayla-kış)
9- Ordu Çambaşı yaylası Turizm Merkezi (1991- Yayla)
10- Ordu Akkuş Argın Yaylası (1991- yayla)
11- Ordu Aybastı Perşembe Yaylası Turizm Merkezi(1991- yayla)
12- Rize Anzer Turizm Merkezi (1991- yayla)
13- Sinop Ayancık Akgöl Turizm Merkezi (1991- yayla)
14- Sinop Kozfındık Bozarmut Yaylası Turizm Merkezi (1991- yayla)
15- Sinop Türkeli Kurugöl Turizm merkezi (1991 –yayla)
16- Trabzon Maçka Şolma Turizm Merkezi (1991- yayla)
17- Trabzon Araklı Pazarcık Yaylası Turizm merkezi ( 1991 – yayla)
18- Bayburt Kop Dağı Turizm Merkezi (1993 yayla- kış)
19- Rize Çamlıhemşin Ayder Kaplıcası Turizm Merkezi (1995 – yayla-kaplıca- kış)
20- Ordu Mesudiye Keyfalan yaylası Turzim merkezi (1995 -yayla)
21- Ordu Mesudiye Yeşilce Topçam Yaylası Turizm merkezi ( 1998- yayla)
22- Trabzon Araklı Yeşilyurt Yılantaş yaylası (1998- yayla)
İmera, kurtuluyor!(Olucak manastırı)
Gümüşhane’de keşfedilmeyi bekleyen Tarihi ve turistik yerler, nihayet dikkat çekmeye başladı
Defineciler tarafından adeta yağma edilen İmera manastırı, nihayet onarılacak!
İmera, kurtuluyor!
M. Kemal AYÇİÇEK- Gümüşhane (2007)
Adeta manastırlar kenti Gümüşhane’ye 38 kilometre uzaklıktaki İmera (Olucak) Manastırı, diğerleri gibi definecilerce tahrip edildi ama nihayet, Turizm İl Müdürlüğü’nce AB Destekli Bögesel Programlar çerçevesi’nde restore edilerek, inanç Turizmine açılacak.
Köy Muhtarı Recep Naz, manastıra karayolunun yapıldığını ve artık manatırın ulaşım sorunu kalmadığını belirtirken, manastır sayesinde köyünün de turizmden nasiplenecek olmasından mutluluk duyacaklarını söylüyor.
M. Kemal AYÇİÇEK- Gümüşhane
Tıpkı Ihlara vadisinde olduğu gibi bir eğitim merkezi silsilesinde bulunan Gümüşhane’nin Olucak köyündeki İmera Manastırı, nihayet İnanç Turizmi kapsamında onarımlardan nasibini alarak, bölge turizmine açılacak.
Definecilerin mermer kitabesine varıncaya kadar adeta delik deşik ettikleri Olucak köyü (İmera) Manastırının ulaşım sorunu çözüldü. Köy Muhtarı Recep Naz, yaz aylarında 75 hane ve kış aylarında da 20 hanenin bulunduğu Olucak köyünün, Manastırın onarımı sayesinde bölge turizminden nasipleneceğine inandıklarını belirtirken, “ulaşım sorunumuz vardı, çok şükür bunu aştık. Manastıra kadar yolumuz açıldı.Şimdi sıra onarımına geldi ve heyecanla yapımını bekliyoruz” dedi.

Köyünün İpekyolu üzerinde olduğunu ve inanç turizmi açısından son derece öneme sahip İmera Manastırının köyün kalkınmasında önemli rolü olacağını ifade eden Muhtar Naz;
“Gümüşhane Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nce AB Destekli Bölgesel Programlar çerçevesinde hibe yardımı almak için hazırlanan 5 proje AB’ye sunuldu. Projeler arasında restorasyonu yapılması düşünülen İmera (Olucak) Manastırı projesi de bulunuyor. İmera, Antik kentte kubbeli ve kubbesi tonozlarla örtülü manastırdır.. Kitabesinden 1350′de yapıldığı anlaşılmaktadır. Çok sayıda tarihi ve kültürel değeri bulunan antik şehir arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir.1859’da onarım görmüştür.Köyle bağlantısı pek yoktu, o nedenle definecilere engel olamadık. Buraya yol gelmeden önce tırmanarak çıkılabiliyordu ki, köyden neredeyse bin beşyüz metrelik mesafededir. Tahrip edilmiş olması elbette bizide derinden üzmüştür” diye konuştu.

Biz İmera’ya yeni yapılan yoldan değilde eski haliyle tırmanarak ulaştık. Henüz karla kaplı yol, grayder yardımıyla yeni açılıyordu. Manastıra ulaştığımızda daha önce içinde var olan ve ancak şimdi göremediğimiz 4 sutunundan biri yoktu. Manzarası ve bir diğer adıyla da zaten kızlar manastırı oluşu, burada geçmişte 3 katlı taş duvarlarlı bir binanın varlığını köy muhtarından öğreniyoruz.
Gümüşhane Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Çelik’te AB’ye sunulan projeler hakkında şu bilgileri verdi: “Köse İlçesi Kırklar Mağarası’nın turizme açılması ve çevre düzenlenmesi, Canca Kalesi yol yapımı, restorasyon ve çevre düzenlenmesi, İmera (Olucak) Manastırı restorasyon ve çevre düzenlenmesi, Yağlıdere-İmera (Olucak) eski Krom şehri-Santa Harabeleri-Taşköprü-Yağmurdere tur güzergahı yol genişletme ve asfaltlama projesi, il mer-kezinde iki adet turizm danışma bürosunun açılması projesini AB’nin ilgili birimlerine sunduk” dedi. Ateş, hibe olarak alınacak yardımın intikali halinde projelerin hayata geçirileceğini sözlerine ekledi…
Not: Karadeniz Bölgesi’nden farklı haber ve fotoğraflara www.karadenizolay.com dan ulaşabilirsiniz


































